En deneyimli patron bile yanlış karar alabiliyor. Zeki, tecrübeli ve işini gerçekten iyi bilen biri olsa dahi fark etmiyor. Sebebi yetenek değil, kararın nasıl alındığıdır.
Bir kararı kim sorguluyor? Kim "bekle, bu rakamlar tutmuyor" diyebiliyor? Çoğu şirkette cevap basit: Hiç kimse.
Rakamlar Ne Söylüyor
McKinsey, 1.259 yöneticiye tek bir soru sormuş: şirketiniz karar almada gerçekten iyi mi? Cevap verenlerin sadece %20'si evet demiş. Geri kalan %80 ise kendi karar mekanizmalarına güvenmiyor. %61'i ise karar almaya harcadıkları zamanın yarısından fazlasının boşa gittiğini söylüyor.
Asıl çarpıcı bulgu başka bir yerden geliyor. McKinsey 1.048 büyük yatırım kararını mercek altına almış. Kararın başarısını belirleyen şey analiz kalitesi değilmiş. Sürecin kendisi, altı kat daha belirleyici çıkmış.
Yani hazırladığınız rapor kusursuz olabilir. Ama o rapor kimseye sorulmadan onaylanıyorsa, kusursuzluğun bir anlamı kalmıyor.
Sorun Yetenek Değil, Yapı
Sanılanın aksine deneyim, bazen hiç beklenmedik bir risk faktörüne dönüşebiliyor. Kıdemli yöneticiler, geçmişte işe yaramış formülleri bugüne uyarlama eğilimindedir. Oysa her kriz, her senaryo kendine hastır; geçmiş bize her zaman en doğru yolu değil, sadece alışık olduğumuz yöntemi işaret eder.
Patronun önüne gelen bilgi nadiren ham haliyle gelir. Süzülmüş, yorumlanmış, bazen de çıkar çatışması taşıyan bir kanaldan geçer. McKinsey'in belgelediği örnek olaylarda, bir CEO'nun en güvendiği isme duyduğu güven, aşırı iyimser projeksiyonların fark edilmeden onaylanmasına yol açmış.
Bu iki dinamik birleşince tablo net: en deneyimli ve en güvenilir kişi bile, kararı test edilmeden onaylanan bir yapının içinde kendi kör noktasında kalıyor.
Türkiye'de Durum Daha da Zor
Türkiye'de faaliyet gösteren şirketlerin yaklaşık %95'i aile şirketi. Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği'nin Aile Şirketleri Öncelikleri Anketi'ne göre, aile şirketlerinin yaklaşık %60'ında aile anayasası yok; katılımcıların önemli bir bölümü, gelecek nesle devir planlamasını temel bir risk alanı olarak görüyor.
Bu tablo, karar mekanizmasını tek bir kişiden çıkarıp bir sisteme oturtmanın neden bu kadar önemli olduğunu gösteriyor.
Madalyonun öbür yüzü de önemli. KPMG/STEP'in küresel aile şirketleri araştırmasına göre, resmi bir yönetim kurulu olan aile şirketlerinin %60'ından fazlası, son üç yılda rakiplerinden daha iyi performans gösterdiğini söylüyor.
Sistem kuranlar kazanıyor. Kurmayanlar ise hâlâ kararı tek bir kafada test ediyor.
"Ama Hızlı Olmam Gerekiyor" İtirazı
Haklı bir itiraz var: bazı durumlarda çok boyutlu değerlendirmeye zaman olmayabilir. Kriz anında hız gerçekten kurtarıcı olabiliyor.
Ama ayrım önemli: geri alınabilir küçük kararlarla geri alınamaz büyük kararlar aynı kefede değerlendirilemez. Hız avantajı günlük kararlarda geçerli; şirketin gidişatını belirleyen büyük kararlarda aynı hız kontrolsüz bir risk haline geliyor.
Çözüm Daha Fazla Toplantı Yapmak Değil
Kararın masaya gelmeden önce, farklı C‑Level bakış açılarıyla (CFO'nun nakit riski, COO'nun kapasite sınırı, CMO'nun pazar okuması) zaten sınanmış olması gerekiyor.
Direktio EXCO tam olarak bunu yapıyor: şirketin gerçek verisiyle çalışan bir Sanal İcra Kurulu kurarak bu boşluğu dolduruyor. Patron yine kararı veriyor. Ama artık tek bakış açısından değil, sorgulanmış bir resimden karar veriyor.
Şirketinizde son büyük karar masaya gelmeden önce gerçek bir itirazdan geçti mi? Evet mi, hayır mı?